ŞİİR
   
HALK OZANLARIMIZ Halk Ozanları dendiği zaman deyişlerini saz (bağlama) çalarak
söyleyen kişiler aklımıza gelir. Yöremiz ve çevresinde saz çalma alışkanlığı yoktur. Oysa halk kültürü yönünden zengin kaynaklara sahiptir. Yöremizde halk şiiri türünde deyişler söyleyen ozanlarımızdan Zeynep Özmen, Mustafa Özdem, Ahmet Şahin ve Hüseyin Avlan vardır. Halk Ozanları deyişleri tarzında şiir yazan ozanlarımızdan Mehmet Nuri Gençosman, Destan Şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Mehmet Ergönül, İsmail Beydemir, Osman Güler, Halit Hocaoğlu, Ahmet Samur, Memduh Soylu, Hüsnü Aydoğmuş ve Günerkan Aydoğmuş.
   
(1909-1991) Yörede Başağagilin Zeynep Abla olarak bilinen, küçük yaşta anne ve
babasını kaybetmiş, hayatı zorluklarla geçmiş, hayatı boyunca çalışmış,yüzü gülmemiş, okuma yazma bilmeyen bir şair olan Zeynep ÖZMEN’in şiirlerinden birtane örnek veriyoruz. 1966-1967 yıllarında Ağın’da Kaymakam olarak görev yapan, 1982-1986 yıllarında ise Elazığ da Valilik görevinde bulunan Saim ÇOTUR’a yazmış olduğu bir şiirde köprü için yardım istiyor.
 
      SAİM ÇOTUR İÇİN    
 
Kaymakamdın oldun Vali
Ağın’a geldin toplandı ahali
Ağın’a bir faydan dokunursa
Sana yedirirler yağınan balı.

Baraj yapıldı yeşil yaprağa muhtaç oldu Ağın
Kilosu iki bin liraya çıktı yağın
Kara Mağara Köprüsü yapılmazsa
Beş para etmez bu Ağın
Hergün feribot bozulur
Yolcular suyun kenarına dizilir
Eğer, köprü yaptırırsan
Her dakika defterine sevap yazılır
 
       
AHMET SAMUR
           
1945 Yılında Ağın’da doğdu. İlk ve Ortaokulu Ağın’da bitirdi. İstanbul Ortaköy İlköğretmen Okulunu 1966’da bitirdi. 1992 yılında emekli oldu.İstanbul’da oturmakta olan Ahmet SAMUR, halk oyunları öğretmenliğinin yanında resim ve sporla da ilgilenmektedir. Yöremiz folklor derlemelerine, oyun ekipleri çalışmalarına İstanbul Ağın Kültür ve Yardımlaşma Derneği yöneticiliği sırasında da devam etmektedir. <<Gönül Penceremden>> adlı şiir kitabını, 1999 yılında çıkardı.Ağın ve Eğin halk oyunlarını çeşitli gösteriler ve televizyon programlarına hazırlayarak folklorumuzun tanınmasına yardımcı olmaktadır.
       
YÜREKTEN MERHABA DEYİN
 

Ne olur Ağın'dan bir haber verin Şu gurbet ellerde ben de güleyim Hasretten kurudu dilim damağım Bir yürekten merhaba deyin. Anamın atamın yurdu otağı İstersen olurum gözün çapağı Ölürsem üstüme Ağın toprağı Atarken yürekten rahmet dileyin

 

 



Yürek aynı yürek yufkadan ince Gurbet mezar oldu binlerce gence Dayı de, emmi de, istersen çeje Yeterki Ağın'dan bir şey söyleyin. Göyce ekinlere orak çalmayın Körpe bedenlere fitil salmayın Ateşte kalın da yadda kalmayın Dönün de Ağın'ı ihya eyleyin.

 
 
 
Ahmet SAMUR
 
     
OSMAN GÜLER
   
 
  VAHŞEN İÇİN    
 
 
Sazının ezgisi içimi yaktı.
Verdiğin ateşle yanayım aşık
Gözümün yaşları sel gibi aktı
O yeri ben de anayım aşık.

Hakko’m vardı gölgesine konduğum
Toprağında tarlasında yandığım
Tuzum vardı ekmeğimi bandığım
Kendimi orada sanayım aşık.

Mutluydu ocağı, külü, dumanı
Kirpiğime sinmiş tozu samanı
Yalınayak gezdiğim gençlik zamanı
Anıp ta, hicranla kanayım aşık.

 



Helyok, tezek nevruzunu bir tuttum

Dalından bızbılik yaptım, ok attım
Abam ile çökük damında yattım
Sana nasıl anlatayım ben aşık.

Hey aşık!... neyim ben nere giderim
Küçük yaştan beri gurbet gezerim
Yangın yerine düştü içerim
Gel de hüsranımı sunayım aşık.

Osman der uzaktan seyran ederim
Gönlümü resmine kurban eylerim
Garip bülbül gibi figan eylerim
Figanımla haşre dek yanayım aşık.

 
 
 
Osman GÜLER
 
     
MUSTAFA ÖZDEM
   
Deyişlerinde işlediği konular gurbet, sıla özlemi, dostluk, sevgi ve saygı ilişkileri. Şairin dostluğa yolculuk şiirinden bir örnek sunuyoruz.
  DOSTLUĞA YOLCULUK    
 
 
Aldım atımı heybe terkimde,
Dolaştım şöyle bir memleketimde,
Hasta, tökel varmı sorayım kimde,
Yollar bitsin ama dostluk bitmesin.
Havna’da uğradım güllü bibime,

Yaş kuru ne varsa koydu cebime,
Kara petek balı yığdı önüme,
Yollar bitsin ama dostluk bitmesin

.Cigaram bitmeden Küzneye geçtim,
Aşağı pahardan soğuk su içtim,
Pornekte oturup biraz dertleştim,
Dertler bitsin ama dostluk bitmesin.

 



Karadağdan yıkıldım Hozakpur’a aşağı,
Alçak damda çırpar yünden döşeği,
Hozakpur’lu çifte koşmuş eşeği,
Yollar bitsin ama dostluk bitmesin.
Öğlen ezanında Ağın’a vardım,

Çınarın dibinde bir mola verdim.
Dostların çayıyla kendime geldim.
Yollar bitsin ama dostluk bitmesin.

 
 
 
Mustafa ÖZDEM
 
     
GÜNERKAN AYDOĞMUŞ
   
 
  HASRET KÖPRÜSÜ    
 
 
Tarihin bağrımı oyduğu yere ,
Gün gelir kurulur hasret köprüsü.
Zulmün duvarları koyduğu yere,
Yol olup serilir Hasret Köprüsü.

Aynı iklim, aynı toprak, aynı kan,
Aynı türkü kulaklara yayılan.
Burası Kars, Iğdır. O yan Nahcivan,
Umutla örülür Hasret Köprüsü.

Varılmaz yol değil, nice hardasın?
Ben burada, sen ise ahan şurdasın...
Bilirim bu sıra sen de dardasın.
Gelmezsem darılır Hasret Köprüsü.

 



Umut dedim, Hasret dedim ben sana
Tutsaklığın zincirini kırsana
Şu can feda kavuşursam yar sana
Kanımla karılır Hasret Köprüsü.

Yıllarca bakıştık Aras’a doğru
Aramızda kar, duman, yükselen Ağrı.
Yolumuz dağ tepe, olsa da eğri
Taa, Çin’den görülür Hasret Köprüsü.

Hasretim, yetmiş yıl geçti aradan
Hasretim, bu sabır sanma sıradan
Hasretim, bir ışık parlar buradan
Düş değil, erilir Hasret Köprüsü.

 
 
 
Günerkan AYDOĞMUŞ
 
     
MEMDUH SOYLU
   
 
  GİDEMİYORUM    
 
 
Sevgili Ağın’ım sana ezelden
Aşığım nedense bilemiyorum
Yeşil yapraklardan, aşırı gazelden
Başımı alıp ta gidemiyorum.

Dağlarında keklik sesi duyanda
Silahımı alıp gidemiyorum
Bülbül sesi dinle sabah uyan da
Başka sese mana veremiyorum.

Üzümü cevizi, çatlamış narı
Kilerimde yok ki seremiyorum
İncirler ballanmış ayvalar sarı
Uzanıp elimle deremiyorum.

 



Anam hamur yaptı pişirir şimdi
Yufkayı katlayıp düremiyorum
Bir tas ayran karnım şişirir şimdi
Ekmeğe taze yağ süremiyorum.

Günler aylar geçti özledim seni
Dinmeyen gözyaşım silemiyorum
Rüyada uzaktan gözledim seni
Yakına gelip de göremiyorum

 
 
 
MEMDUH SOYLU
 
     
M.NURİ GENÇOSMANOĞLU
   
 
  AĞINDAN EZGİLER    
 
 
Yıllardır gitmedim güzel Ağın’a
Yüzümü sürmedim Osman dağı’na
Otuz yıl önceki gençlik çağına,
Uzaktan hasretle baktım ağladım.


Erimiş gümüşten aktı toprağı,
Bir yeşil cenetti bahçesi bağı,
Gördümki tütmüyor baba ocağı
Gönlümde bir ateş yaktım ağladım.


Kalamamış narların o tatlı rengi
Asmalar sanki bir matem çelengi
Bulmadım kendime bir kafa dengi
Hicranla bir ahh çektim ağladım.

 



Kırlarda salınan mor sümbüller yok
Dallarda şakıyan şen bülbüller yok
Misk kokan leylaklar, pembe güller yok
Göksüme bir diken taktım ağladım.


Bir zaman bu yerler ne kadar şendi
Her yanı cennetti, güldü, gülşendi
Bir yeri vardı ki adı Vahşen’di
Andıkça sel gibi aktım ağladım.


Hey Kazak geçmiştir Bor’un pazarı
Değmesin sazına elin nazarı
Anamın babamın öksüz mezarı
Üstüne bir ağıt yaktım ağladım.

 
 
 
Aşık Kazak M.NURİ GENÇOSMANOĞLU
 
     
FARUK AYDIN
   
 
  AĞIN
   
 
 

Bir çökse yerde, kurulmuşsun Ağın
Heybetli ve yüksek, hiç yoktur dağın.
Tepelerle çevrilmiş, solun ve sağın.
Bahçe ve bağlarla, yem yeşilsin Ağın.

Her mahallen senin, olmuş otağın,
Kuzgeçe, Uzungil, Ali Uşağın,
Andiri, Ekirek,Vahşen uzağın.
Lollar,Koçan senin, merkezin Ağın.

 



Hem çoktur senin, bahçen ve bağın.
Nar, dut, kayısı, üzüm yaprağın,
Mişmişle çirin, armutla gahın,
Badem, cevizde sende, hem çoktur Ağın.

Yamaçların, kıraçların, bütün taprağın,
Elma, erik, armutla, doludur bağın.
Derelerin kaplar, söğüt, kavağın,
Her yanın yeşil, şirinsin Ağın.

 
 
 
FARUK AYDIN
 
     
İSMAİL BEYDEMİR
   
 
  AĞIN’DA BAHAR
   
 
 

De be deli gönül, ne güne durun,
Hodri meydan denilecek zamandır.
Payam çiçeğine dayanmaz burun.
Çelebi’ye inilecek zamandır.
Gün pulur’dan bizim ele doğanda,
Karanlığı ala dağ’dan koğanda,
Gün burnuna çiğ damlası yağanda,
Hoşirik’e inelecek zamandır.
Hop’un başı nede güzel görünür.
Yazılarda ince sisler sürünür.
Osman başı ala renge bürünür,
Yoncaları yenilecek zamandır.
Böğürtlen deresi koyu serindir.
Fellahlarda kollarını gerindir.
Nerde olsa gönül, Ağın yerindir.
Eğin ağzı çalınacak zamandır.

 



Kuzgeçe’de horozların ötende,
Dallarında taze yaprak bitende,
Ne burada, nede daha ötende,
Tam içinde olunacak zamandır.
Yamaçlarda sultan navruz kokuşur
Hekemat’ta eşkiceler çıkışır
Mezarlıkta gıdiklerin tokuşur
Karlı pekmez yenilecek zamandır.
Kazıklarda çizmelerin çezilir
Masuralar iki sıra dizilir
Yöz on arşın çezme nasıl gezilir?
Sütlü kaymak yenilecek zamandır.
Beydemir der vardım kırk üç yaşına
Bırak saçı, aklar düştü kaşına
Beni senden koğanların başına
Yumruk yumruk vurulacak zamandır.

 
 
 
İSMAİL BEYDEMİR